ÜNİVERSİTE-SANAYİ İŞBİR-LİKSİZ-LİĞİ

Yazmak bir dert yanma biçimidir belki. Kişi anlaşılmadığını düşündüğü meseleleri ya da tarihte yerini almasını istediği cümlelerini, herhalde yazarak ortaya koyabilir. Bir miktar bilinme isteğinin de etkisini koyunca artık kaçış yoktur. Yıllar önce Telgraf Gazetesi’nin kurulması yıllarında başlayan bu macerada en yoğun bir şekilde , vaktiyle Gaziantep’teki tüm gazete ve haber sitelerini geride bırakan Anteppress yolculuğunda zirve yapmış, sonra daha ötesinin olamayacağı fikri üşüşmüştü zihnime. Ama gün geldi bu ülkenin ya da şehrin sorunlarını ve ihtiyaçlarını bilen, işlerin düzgün ve hakkıyla yapılmasını isteyen, bir ideali , vizyonu ya da derdi olan insanlarla birlikte kurduğumuz Fikriyat Derneği’nin sitesinde, yeniden yazma heyecanını yaşamak ile karşı karşıyayız. Bu kaçıncı yeniden başlangıç , kaçıncı bir daha yazmayayım girişimi sayamadım ama dilerim hayırlı olur ve kendimizden başlayarak bir şeylerin “iyileşmesine ya da düzelmesine” vesile oluruz.
Yazının başlığı, Türkiye’de ve şehrimizde sıklıkla kullanılan bazı kavramlardan birinin ironik ve olumsuz hali diyebilirim. Siyasetten bürokrasiye kavramların çok sık kullanılıp ve yine aynı sıklıkla fiiliyata dökülmemesi toplumsal ahlakımızın bir belirteci diyebiliriz. Bu sebeple son zamanlarda eşe dosta sürekli düzeni, anayasayı ya da sistemi değiştirmek , toplumun dönüşümüne sebebiyet verecek adımlar atmak şeklinde öneriler sıralayıp durmaktayım.
Biraz daha Gaziantep özeline indiğimizde karşımıza bu kavramlardan Gastronomi çıkmakta ki aslında duymaktan da rahatsız olduğumuz kavramlardan biri. Çünkü çok büyük bir nimet olan yemek kültürümüzün bu kadar yanlış afişe edilerek en hafifinden varolan enflasyondan da bağımsız fiyat artışlarına sebep olması hepimizin canını fazlasıyla sıkıyor.
Geçmişte çok sık duyup şu aralar pek duyulmayan o kavramlardan biri de inovasyon diye hatırlıyorum. Bakanından , oda temsilcilerine kadar herkesin 3-5 kelimesinden biri olan inovasyon tıpkı yazıya attığım başlıktaki gibi çok fazla konuşulan ama beklenen çıktıların oluşmadığı ya da istenen şekilde gerçekleşmediği kavramlardan en ilginci. Birçok sanayi eksenli ve akademik çevrelerce dile getirilen inovasyonu bir süre sonra billboardlarda “Baklavada inovasyon: Midye Baklava” şeklinde görmüştüm. Bu ironik örnek sanırım yukarıda bahsetmeye çalıştığım şeyi daha iyi anlamanıza katkı sağlayabilir.
İşte bu bağlamda üniversiteler ile sanayi işbirliği meselesinin de kalkınma ve gelişim tanrılarına (elbette yoklar !) ara ara kurban edilmiş bir mesele ya da kavramsallaştırma olduğu söylenebilir. Kavram , normal şartlarda üniversitedeki akademik çalışmaların sonuçlarının sanayiye uygulandığı ya da sanayiden gelen taleplere üniversitelerin araştırmalarıyla katkı sunduğu bir emek yoğun sürecin adı olarak tanımlanabilir. Örneğin MP3 ses formatı Almanya’daki Erlangen-Nuremberg üniversitesindeki çalışmalar sonucu ortaya çıkmış sonra piyasadaki tüm ses cihazları için temel standartlardan biri oluvermiştir. Yine elektronik geliştirme kartlarından en popüleri olan Arduino da, bir sanayi çıktısıdır ve dünyadaki birçok teknoloji eğitmeni bu kartın çalışmasını anlatır ya da eğitim amaçlı kullanır. Baykar’ın ürettiği Deneyap kartı da benzer kategoride ve amaçtadır. Deneyap atölyelerinde eğitim amaçlı kullanılmakta ve sanayinin eğitime yönelik katkılarından biri olarak yerini almıştır.
Son zamanlarda özellikle Stanford gibi dünyada ilk üçlerde gezinen üniversiteler de dahil olmak üzere, inovasyon ağırlıklı ya da yenilikçi çalışmaların akademiden çok Silikon Vadisi ya da ona benzer teknoloji tabanlı kümelenmelerde bulunan şirketler tarafından yapıldığı da bazı raporlara yansımakta. Chat GPT bunun en son ve dehşet verici örneklerinden birisiydi ki artık o bile eskiyor.
Tüm bunlarla birlikte yine ülkemizdeki mevzuya bakınca , oldukça kolaycı bir yaklaşımla sanayici ile akademik camiayı bir araya getirince işlerin çözüleceği sanılmıştır. Vaktiyle sanayicilerle yapılan bir komite çalışmasına gittiğimizde toplantı yeter sayısı oluşmadığı için birşey konuşamamış, hatta bir saat boyunca gelen iki sanayicinin siyasi düşüncelerine ekledikleri bol küfürlü konuşmalara maruz kalarak geri dönmüştük. Sanayicinin ihtiyaçları neyse bize söylenecek, biz de yapılabilirliği konusunda bir şeyler araştırıp sunacaktık. Ancak katılım olmayınca 1-2 dklık bir diyalogla toplantıyı bitirmiştik. Sanayici olarak gelen iş insanlarından biri Antep ağzıyla “Eeey ağaam siz bizden ne isteyseez” deyince mevzu tamamen bitmişti zaten. İzah etmemize rağmen herhangi bir talepleri olmadığını belirterek meseleyi kapatmışlardı.
Elbette iyi örnekler olmasına rağmen genelde kötüsüne denk geldiğimizden bu yazı biraz da o örnekler üzerinden gidecek derken köşeyi doldurmuşum. Herhalde yazmayı özlemekten olsa gerek. Tabii işin o kısmını da gelecek yazıya bırakalım ki çok uzayınca okunmayan internet yazılarına dönmesin. Bizzat içinde olup sıkıntısını da çektiğim işbirliksizlik mevzuunu da gelecek yazıya açalım, vesselam…